Bize Ulaşın
eyJpZCI6IjExIiwibGFiZWwiOiJpbGV0aXNpbWZvcm0iLCJhY3RpdmUiOiIxIiwib3JpZ2luYWxfaWQiOiI3IiwidW5pcXVlX2lkIjoiYmpsMTdhIiwicGFyYW1zIjp7InRwbCI6eyJ3aWR0aCI6IjEwMCIsIndpZHRoX21lYXN1cmUiOiIlIiwiYmdfdHlwZV8wIjoiY29sb3IiLCJiZ19pbWdfMCI6IiIsImJnX2NvbG9yXzAiOiIjZmZmZmZmIiwiYmdfdHlwZV8xIjoiY29sb3IiLCJiZ19pbWdfMSI6IiIsImJnX2NvbG9yXzEiOiIjNDk0OTQ5IiwiYmdfdHlwZV8yIjoiY29sb3IiLCJiZ19pbWdfMiI6IiIsImJnX2NvbG9yXzIiOiIjOWI5YjliIiwiYmdfdHlwZV8zIjoibm9uZSIsImJnX2ltZ18zIjoiaHR0cHM6XC9cL3d3dy5tYXJhdG9ueXV6bWUuY29tXC93cC1jb250ZW50XC91cGxvYWRzXC8yMDE2XC8xMFwvbWFyYXRvbnl1em1lX21lc2FqLmpwZWciLCJiZ19jb2xvcl8zIjoiIzAzMGIxNiIsImZpZWxkX2Vycm9yX2ludmFsaWQiOiIiLCJmb3JtX3NlbnRfbXNnIjoiTWVzYWpcdTAxMzFuXHUwMTMxeiBpbGV0aWxtaVx1MDE1ZnRpci4iLCJyZWRpcmVjdF9vbl9zdWJtaXQiOiJodHRwOlwvXC9tYXJhdG9ueXV6bWUuY29tIiwidGVzdF9lbWFpbCI6IiIsImZpZWxkX3dyYXBwZXIiOiI8ZGl2IFtmaWVsZF9zaGVsbF9jbGFzc2VzXSBbZmllbGRfc2hlbGxfc3R5bGVzXT5bZmllbGRdPFwvZGl2PiJ9LCJmaWVsZHMiOlt7ImxhYmVsIjoiS29udSBzZVx1MDBlN2luOiIsInBsYWNlaG9sZGVyIjoiIiwiaHRtbCI6InNlbGVjdGJveCIsInZhbHVlIjoiU2VcdTAwZTdpbml6Li4uIiwibWFuZGF0b3J5IjoiMSIsIm5hbWUiOiJrb251IiwiYnNfY2xhc3NfaWQiOiIxMiIsImRpc3BsYXkiOiJyb3ciLCJtaW5fc2l6ZSI6IiIsIm1heF9zaXplIjoiIiwiYWRkX2NsYXNzZXMiOiIiLCJhZGRfc3R5bGVzIjoiIiwiYWRkX2F0dHIiOiIiLCJ2bl9vbmx5X251bWJlciI6IjAiLCJ2bl9vbmx5X2xldHRlcnMiOiIwIiwidm5fcGF0dGVybiI6IiIsInZhbHVlX3ByZXNldCI6IiIsImRlZl9jaGVja2VkIjoiMCIsIm9wdGlvbnMiOlt7Im5hbWUiOiJ0YWxlcCIsImxhYmVsIjoiVGFsZXAifSx7Im5hbWUiOiJzb3J1IiwibGFiZWwiOiJTb3J1In0seyJuYW1lIjoiXHUwMGY2bmVyaSIsImxhYmVsIjoiXHUwMGQ2bmVyaSJ9LHsibmFtZSI6ImRpZ2VyIiwibGFiZWwiOiJEaVx1MDExZmVyIn1dfSx7ImxhYmVsIjoiIiwicGxhY2Vob2xkZXIiOiJBZFx1MDEzMW5cdTAxMzF6IFNveWFkXHUwMTMxblx1MDEzMXoiLCJodG1sIjoidGV4dCIsInZhbHVlIjoiIiwibWFuZGF0b3J5IjoiMSIsIm5hbWUiOiJmaXJzdF9uYW1lIiwiYnNfY2xhc3NfaWQiOiIxMiIsImRpc3BsYXkiOiIiLCJtaW5fc2l6ZSI6IjUiLCJtYXhfc2l6ZSI6IjEwMCIsImFkZF9jbGFzc2VzIjoiIiwiYWRkX3N0eWxlcyI6IiIsImFkZF9hdHRyIjoiIiwidm5fb25seV9udW1iZXIiOiIwIiwidm5fb25seV9sZXR0ZXJzIjoiMCIsInZuX3BhdHRlcm4iOiIwIiwidmFsdWVfcHJlc2V0IjoiIiwiZGVmX2NoZWNrZWQiOiIwIn0seyJsYWJlbCI6IiIsInBsYWNlaG9sZGVyIjoiRW1haWwgQWRyZXNpbml6IiwiaHRtbCI6ImVtYWlsIiwidmFsdWUiOiIiLCJtYW5kYXRvcnkiOiIxIiwibmFtZSI6ImVtYWlsIiwiYnNfY2xhc3NfaWQiOiIxMiIsImRpc3BsYXkiOiJyb3ciLCJtaW5fc2l6ZSI6IjUiLCJtYXhfc2l6ZSI6IjEwMCIsImFkZF9jbGFzc2VzIjoiIiwiYWRkX3N0eWxlcyI6IiIsImFkZF9hdHRyIjoiIiwidm5fb25seV9udW1iZXIiOiIwIiwidm5fb25seV9sZXR0ZXJzIjoiMCIsInZuX3BhdHRlcm4iOiIwIiwidmFsdWVfcHJlc2V0IjoiIiwiZGVmX2NoZWNrZWQiOiIwIn0seyJsYWJlbCI6IiIsInBsYWNlaG9sZGVyIjoiTWVzYWpcdTAxMzFuXHUwMTMxeiIsImh0bWwiOiJ0ZXh0YXJlYSIsInZhbHVlIjoiIiwibWFuZGF0b3J5IjoiMSIsIm5hbWUiOiJtZXNzYWdlIiwiYnNfY2xhc3NfaWQiOiIxMiIsImRpc3BsYXkiOiJyb3ciLCJtaW5fc2l6ZSI6IjMiLCJtYXhfc2l6ZSI6IjEwMDAiLCJhZGRfY2xhc3NlcyI6IiIsImFkZF9zdHlsZXMiOiIiLCJhZGRfYXR0ciI6IiIsInZuX29ubHlfbnVtYmVyIjoiMCIsInZuX29ubHlfbGV0dGVycyI6IjAiLCJ2bl9wYXR0ZXJuIjoiMCIsInZhbHVlX3ByZXNldCI6IiIsImRlZl9jaGVja2VkIjoiMCJ9LHsibGFiZWwiOiJHXHUwMGY2bmRlciIsInBsYWNlaG9sZGVyIjoiIiwiaHRtbCI6InN1Ym1pdCIsInZhbHVlIjoiIiwibWFuZGF0b3J5IjoiMCIsIm5hbWUiOiJzZW5kIiwiYnNfY2xhc3NfaWQiOiIxMiIsImRpc3BsYXkiOiIiLCJtaW5fc2l6ZSI6IiIsIm1heF9zaXplIjoiIiwiYWRkX2NsYXNzZXMiOiIiLCJhZGRfc3R5bGVzIjoiIiwiYWRkX2F0dHIiOiIiLCJ2bl9vbmx5X251bWJlciI6IjAiLCJ2bl9vbmx5X2xldHRlcnMiOiIwIiwidm5fcGF0dGVybiI6IjAiLCJ2YWx1ZV9wcmVzZXQiOiIiLCJkZWZfY2hlY2tlZCI6IjAifV0sIm9wdHNfYXR0cnMiOnsiYmdfbnVtYmVyIjoiNCJ9fSwiaW1nX3ByZXZpZXciOiJsaWdodC1ncmV5LnBuZyIsInZpZXdzIjoiNDg2MyIsInVuaXF1ZV92aWV3cyI6IjMyNTUiLCJhY3Rpb25zIjoiMjgiLCJzb3J0X29yZGVyIjoiMCIsImlzX3BybyI6IjAiLCJhYl9pZCI6IjAiLCJkYXRlX2NyZWF0ZWQiOiIyMDE2LTA1LTAzIDE1OjAxOjAzIiwiaW1nX3ByZXZpZXdfdXJsIjoiaHR0cHM6XC9cL3N1cHN5c3RpYy00MmQ3Lmt4Y2RuLmNvbVwvX2Fzc2V0c1wvZm9ybXNcL2ltZ1wvcHJldmlld1wvbGlnaHQtZ3JleS5wbmciLCJ2aWV3X2lkIjoiMTFfNjUwNTgwIiwidmlld19odG1sX2lkIjoiY3NwRm9ybVNoZWxsXzExXzY1MDU4MCIsImNvbm5lY3RfaGFzaCI6ImQyYjU3NWNmNTExMDRkODU4YzQ1NDMxNjQwNWVmMmUyIn0=

İnsanoğlunun varoluşunu gösterebildiği ve doğaya kendini kabul ettirebildiği fizik gücünün en önemli göstergelerinden biriside sürat özelliğidir.

Sürat unsurunun işlendiği yarışmalar, insanı her zaman büyük heyecanlara sürüklemiştir. Bir otomobil ve motosiklet yarışı veya denemesinden tutunda, olimpiyat oyunlarını, 100 metre finali veya bir iniş kayakçısının soluk kesen bir hızla kayarak inmesine kadar.. Hepsi de kendine göre ayrı bir heyecan vermekle birlikte, tümünün ortak olan en belirgin özelliği, istenilen hızın yaratılabilmesi için güçlü bir motor ve kas gücünün olmasıdır. Bu kısa açıklama, sürat özelliğinin büyük bir güç unsuruyla gerçekleşebileceğini belirtmektedir. Bu nedenle, süratli motosiklet ve arabaların inanılmaz motor güçleri bir yana, sprinter diye nitelendirdiğimiz sporcular, fizik yapısı olarak incelendikleri zaman çok değişik boyda olmalarına rağmen, hepsi de mezomorf, yani kas kütleleri fazla olan ve çok iyi patlayıcı kuvvet yetenekleri olan insanlardır. Fizik anlamda sürat; belli bir zaman kesiti içerisinde kaydedilen yoldur. Antrenman teorisinde sürat; vücudun bir parçası veya tümünü, üyeler yardımıyla, büyük bir hızla hareket ettirmektir.

Patlayıcı kuvvet özelliği gerektiren sporlar açısından sürat; performansın belirleyicisi olmaktadır. Bunun yanında, spor dalının süre veya mesafesi arttıkça, süratin rolü azalmaktadır. Kuvvet özelliğinde olduğu gibi süratin de spora katkısı, yapılan sporun sürate olan gereksinimi, sporcunun biyolojik yapısına ve sporda uygulanan tekniğe bağlı olarak değişmektedir. Bunun sonucu olarak, değişik spor dallarında olduğu kadar, aynı spor dalında, değişik sporcuların yaptıkları sürat antrenmanları değişken olabilmektedir.

Sürati geliştirebilmek için, kuşkusuz onu tanımak gerekir. Sürat özelliği iyi olan kişiler, daha çok beyaz kas liflerinden meydana gelmiş kas gruplarına sahiptirler. Beyaz kas liflerinden meydana gelmiş motor üniteler, aynı zamanda yüksek hızda sinir uyarılarını alabilecek özellikte sinirlerle donatılmıştır. Bu yolla kaslar, yüksek frekanslı hareket ve/veya hareket sürati yaratabilmektedirler. Bu anda, optimal bir seviyede kuvvet uygulaması meydana gelmektedir. Beyaz kas lifleri, özellikle kuvvetli kasılmaları yaratabilme yanında, hızlı kasılabilen liflerdir. Kaslarımızda bu tip liflerin oranı fazla ise, organlarımızı maksimal hızla hareket ettirebilme yeteneğine sahibiz demektir. Kasların elastik yapıları, yüksek ivmelenme veya çok ani, hareketi getiren sporlarda, tekniğe bağlı olarak çok önemli bir özelliği oluşturmaktadır. Kasların bu mekanizmaları tam anlamıyla bilinmemekle birlikte bu özellik içersinde kasların çalışmasında motor üniteler, refleksler, elastik kas yapı özelliği ve kasın yüksek süratle kasılması, kompleks bir koordineyle birlikte çalışırlar.

Ancak, bütün çalışmalar için gereken enerji, doğrudan doğruya kasın kendi içersinde bulunan enerji kaynaklarına dayanmaktadır. Bu kaynak, alaktik anaerobik enerji kaynağıdır. Enerji kaynağının çok kısa bir zamanda seferber olabilmesi, süratin veya patlayıcılığın temel şartı olmaktadır. Hatırlanacağı gibi, bu enerji iyi sprinterlere 6-8 saniyelik bir sürede, maksimal hızlarına 40-60 metre içersinde erişip, bu hızı 70-80 metrelere kadar korumalarını sağlar. Böylece sürat, yukarıda değinilen bir kısım faktörlere bağlı olarak, süratli olmaya yarayan üyelerin, iyi bir koordinasyon içerisinde çalışmalarıyla ortaya çıkar. Koordinasyonlu çalışmada, değişik kas ve kas gruplarının antrenman yoluyla iyi bir sinirsel programlamayla eş zamanlı şekilde çalışmaları yer alır. Bu nedenle, sürat çalışmaları bir bakıma, kaslarımızda bulunan motor ünitelerin, teknik çalışmalar yoluyla daha iyi programlamalarının sağlanması amacına yöneliktir.

Sprint antrenmanlarındaki değişik popüler düşüncelere rağmen, gerçek sprinterlerin antrenmanları, hala merak konusudur. Son on yıl içerisinde popüler olmuş sprinterlerin antrenmanları incelendiği zaman bunların, diğer spor dallarındaki kişilerin antrenmanlarına oranla kendi aralarında çok farklılık gösterdiği görülür. Bu sprinterlerin programında uygulanan, diğer bir sprinterindekinde görülmeyebilmektedir. Bu nedenle, bir sprinter açısından geçerli ve ideal bir sprint antrenmanından söz etmek tam anlamıyla mümkün değildir. Nitekim, bir kısım iyi sprinterlerin, sürat alıştırmaları çalışmalarına pek ağırlık vermediklerini izlerken, bir kısmının da ağırlık çalışması üzerinde pek durmadıklarını görmekteyiz. Ancak, bütün bunlar, kafalarda oluşan “eğer yapıyor olsalardı farklı koşabilirler miydi?” sorusunu cevaplamamıza yardımcı olmaktadır.

Hareket etmeyen bir dirence karşı kuvvet uygulama veya geliştirme, bir zamanı gerektirir. Diğer taraftan, sporcunu maksimal kuvveti gösterebileceği en büyük kuvvetidir. Bunu uygulayabilmekte bir zamanı gerektirir. Bir sprint esnasında, ayağın yeri itmesi için kısa bir süresi vardır. Ayağın yerle olan kısa temas süresi içerisinde, maksimal kuvvetin uygulanması için zaman yoktur. Bu nedenle, süratin artması için yere bacaklar yoluyla uygulanan kuvvet, hızlanmayla birlikte kısalan yerle temas süresi içersinde giderek artmıyorsa, sporcunun daha koşabilmesi meydana gelmeyecektir. İşte sprinter dediğimiz sporcular, ivmelenmeyle kısalan yerle temas süresine rağmen, yere daha çabuk ve daha çok kuvvet uygulayabilenlerdir.

İki tane 100 metreci düşünelim. Bir tanesi starterin tabancasının patlamasının ardından  yarışın ilk metrelerinde yere büyük kuvvet uygulayabilmektedir. Ancak yerle temas süresi azaldıkça, kısa zaman birimi içerisinde kuvvet uygulayabilme oranı diğer sporcu kadar iyi olmadığı için, yarışın başında önde olmasına rağmen, yarışın sonunda ilk bitiren olamamaktadır. Bu nedenle, birinci sporcu takozdan iyi çıkan ve kuvvetli olan sprinter olabilir ama, çıkışta yavaş; fakat sonra hızlanan sprinter, daha iyi olan sprinterdir. Buna en güzel örnek Carl Lewis’tir. Bilindiği gibi Lewis, hemen hemen her yarışta, çıkışta geciken ve yavaş olan, ancak yarışın sonlarına doğru herkesi belirgin bir şekilde geride bırakan sprinterdir.

Bazı durumlarda, antrenmanda maksimal kuvveti arttırmak, kuvvet uygulayabilme oranı üzerinde olumlu etkiler yapmaktaysa da, bunu meydana getiren gerçek kontrol ögeleri konusunda pek fazla bir şey bilinmemektedir. Bilinen bir gerçek var ki, çoğu sprinter, maksimal kuvvet girişimine klasik ağırlık çalışmaları yoluyla yaratırlarken, kiloların kaldırış karakterinin yavaş olması nedeniyle,  sprinteri sprinter yapan beyaz kas lifinin geliştirilmesi ve kuvvetlendirilmesi yerine, kırmızı kas lifinin geliştirilip kuvvetlendirilmesi sağlanmaktadır. Bu gelişim her ne kadar yarışın ilk sıralarında, bacağın yerle temas süresi uzun olduğu anlar için işe yararsa da, yukarıda açıklamaya çalıştığımız şekilde, yarışın ilerleyen saniyeleri içerisinde gereken kuvveti gösterecek olan beyaz liflere bir yararı olmamaktadır. Bu nedenle bir çok antrenör, beyaz lifleri hareketlendirici tarzda, patlayıcı ve süratli yapılabilen direnç çalışmalarının, gereken antrenman özelliğini yaptırmada daha yararlı olacağına inanırlar.

Koşu sürati iki faktöre bağlıdır: (1) Fule (adım) sıklığı ve (2) Fule uzunluğu. Sporcunun fule frekansını daha çok doğuştan yaratılan bir özellik olduğu inanışı nedeniyle, antrenör ve sporcular bunu geliştirmek yerine, fule boyunu geliştirmeyi tercih etmişlerdir. Oysa, sporcunun var olan fule sıklığı, getirilen yeteneği doğru geliştirilip arttırılabilmektedir. Çoğu antrenörler bu özelliğin, kuvvet çalışmalarından çok, hızla kasılabilen motor ünitelerin, koordinasyon çalışmalarıyla devreye sokularak geliştirilebileceğine inanırlar ve bu amaçla da sprint tekniği alıştırmaları üzerinde dururlar. Fule uzunluğunun arttırılması ise, bacak kuvvetinin arttırılmasıyla sağlanmaktadır. Bu amaçla, daha önce değinmiş olduğumuz hızlı kasılan liflerden meydana gelmiş ve koşu anında kullanılan kas gruplarının, koşunun özelliğine bağlı olarak kuvvetlenmesine önem verilir. Yukarıda açıkladığımız gibi, bacak kısılan yerle temas süresi içinde yeri büyük kuvvetle itebilecek, patlayıcılık özelliği olan kasların kuvvetlendirilmesi temel amaçtır. Bu anlamda, değişik kuvvet çalışmaları kullanılabilmektedir.

Buraya kadar anlatılanlardan atletizm sporunda sürat koşularına yönelik açıklamalar yapıldığı düşüncesi çıkarılabilir. Bu yargı, tamamen  doğru olmaz; çünkü her tür sürat özelliğinin fizyolojik açıklaması aynıdır. Bir başka deyişle, bir futbolcunun veya basketbolcunun, var olan hızıyla hücuma geçmesi aynı teorik açıklamaya dayanmaktadır. Bu nedenle, genel anlamda sürati geliştirmek aynı temel ilkelerle olabilmektedir. Ancak, spor dalının karakteri nedeniyle, o spor dalının uygulanış biçiminde, antrenman uygulamalarında  farklılaşma meydana gelmektedir.

Süratin geliştirilmesi için uygulanması öngörülen antrenman %75-100 şiddetleri arasında olmalıdır. Bununla birlikte, gelişimin devam edebilmesi için sporcunun, var olan süratini aşmaya çalışması gerekmektedir. Kuvvet gelişiminde olduğu gibi, sürat gelişiminde de maksimal şiddet çalışması yapılmadan önce, yeterli teknik gelişim ve öğrenme sağlanmalıdır. Teknik gelişim olmadan yapılan maksimal sürat çalışmaları, daha sonraları düzeltilmesi veya değiştirilmesi çok zor olan teknik hataları yaratmaktadır.

Bir hareketin veya tekniğin parçaları, yavaş sürat düzeyinde öğrenilmeli ve yerleştirilmelidir. Bununla birlikte, çalışmanın daha başında sporcu, tekniğin doğru; fakat artan hızla yapılmasına teşvik edilmelidir. Bu önemli bir noktadır çünkü, çoğu zaman, yavaş süratte öğrenilen tekniğin, maksimun veya yarışma süratiyle uygulanması için aktarım çok zor olmaktadır.

Sürat antrenmanı, yorgunluk durumlarında yapılmamalıdır. Çünkü merkezi sinir sisteminin optimal miktarda uyarılabilir özellikte olması, süratin geliştirilebilmesi açısından önemlidir. Yapılan araştırmalar, sürat çalışması öncesi, yapılacak çalışmaya özel bir ısınma şeklinin uygulanmasının daha iyi sonuç verdiğini göstermiştir. Sürat çalışmalarını bir dayanıklılık veya kuvvet çalışması izleyebilmekle birlikte, bu çalışmaların, sürat çalışmalarından önce yapılmamaları önerilmektedir (Doherty, 1984; Javer, 1988).

Kuvvet çalışmalarında olduğu gibi, sürat çalışmalarında da, çalışmanın şiddeti ve kapsamı arasında bir ilişki vardır. Eğer sporcu maksimal şiddette çalışıyorsa, çalışmanın kapsamı çok olmamalıdır. Bu konuda kesin şeyler ortaya atmak zor olmakla birlikte, yazımızda belirttiğimiz noktalar birer yol gösterici olabilir.

Bu notlar, Caner Açıkada/Emin Ergen tarafından yazılan “Bilim ve Spor” isimli yapıttan alınmıştır (Açıkada/Ergen: Bilim ve Spor, Büro-Tek Ofset Matbaacılık, Ankara 1990).