Günün Sözü
Ya hedefinize göre çalışın ya da çalışabileceğiniz bir hedef belirleyin...
Arşiv
Aralık 2017
P S Ç P C C P
« Eki    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Maratonyuzme.com’un antrenörü olarak öğrencilerimin ısrarı üzerine bu yıl maratona ben de katıldım. 2013 yılında genel klasman birinciliğim olan bu maratonda bu yıl da genel klasmanda 3.lük 40-44 yaş klasmanında 1.cilik aldım.13524

Muğla’nın Datça ilçesinde, bu yıl 11.’si düzenlenen Uluslararası Açık Deniz Kış Yüzme Maratonu 316 erkek, 78 kadın 394 yüzücünün katılımı ile gerçekleşti. 133 yarışmacı uzun parkurda, 261 yarışmacı kısa parkurda yarıştı.

Datça Belediyesi öncülüğünde; Muğla Büyükşehir Belediyesi, Datça Kaymakamlığı, Türkiye Yüzme Federasyonu, Muğla İl Gençlik ve Spor Müdürlüğü ve Muğla Ticaret Odası’nın katkılarıyla düzenlenen kış yüzme maratonunda kulaçlar Datça’nın simgesi ‘Badem Çiçekleri’ teması ile atıldı. Bahar havasının yaşandığı Datça’da Kış Yüzme Maratonu’na sporcuların yanı sıra çok sayıda izleyici de katıldı. 

Saat 11.00’de başlayan yarışlar saat 13: 00’te sona erdi. Yarışa katılan yüzücüler yaş gruplarına göre yarışırken, uzun parkur yüzme yarışında birinciliği 182 numaralı yüzücü Emre Erdoğan 1 saat 09 dakika 39 saniye ile, ikinciliği 131 numara ile yarışan Dursun Saru 1 saat 12 dakika 51 saniye ile, üçüncülüğü ise 51 numaralı yüzücü Emrah Özsevim 1 saat 16 dakika 22 saniye ile kazandı. Kısa parkur yarışlarında erkeklerde birinciliği Barış ilhan 22 dakika 07 saniye ile ikinciliği Aytunç Tulukcuoğlu 22 dakika 19 saniye ile üçüncülüğü ise Osman Zengin 22 dakika 57 saniyede elde etti. Bayanlarda birinciliği Zeynep Yılmaz 22 dakika 28 saniye ile ikinciliği Cansu Akbay 24 dakika 35 saniyede üçüncülüğü ise Aşina Ateşalp 25 dakika 35 saniye ile kazandı.

IMG-20170302-WA0001

datca-11.-acik-deniz-kis-yuzme-maratonu---2

datca-11.-acik-deniz-kis-yuzme-maratonu---1

datca-11.-acik-deniz-kis-yuzme-maratonu---3

P_20170225_160829

P_20170225_174109

P_20170225_194731

P_20170225_194741

 

Yarışmayla ilgili deneyimlerim ve görüşlerim şunlardır:

Katıldığım 5km’lik yarışma parkuru Kumluk plajından 2.5km uzaklıktaki Fener Adası’na gidiş ve dönüş şeklindedir. Yarışma parkuru boyunca adaya doğru sözde düz çizgi şeklinde konulmuş dubalar mevcuttur. İki nokta arasındaki en kısa mesafe doğrudur prensibince dubalar düz çizgi halinde olması gerekirken rüzgar, dalga vs gibi nedenlerden ötürü adanın oradaki duba hariç aradaki diğer dubalar tam olarak sabitlenemediğinden hareket etmektedir.

Parkuru görmek için tıklayın: http://www.kisyuzmemaratonu.org/index.php/parkur-11

Yarışma başlamadan önce dubaların sağından geçilmesi gerektiğini aksi taktirde diskalifiye edeceklerini anons ettiler.

2013 yılında katıldığım bu yarışmada yine aynı anons olmuştu, komitenin başındaki Levent Özberk’in yanına gidip dubaları değil adayı kerteriz alıp düz yüzeceğimi söylemiştim, kendisi de sorun olmayacağını söylemişti, yarışma esnasında da aradaki kontrol dubalarının sağını solunu gözetmeksizin direkt adaya yüzüp oradaki şamandıradan geri dönmüştüm. Zaten bu tip yarışmalarda genellikle böyle yapılır, aradaki dubalar kontrol değil kerteriz amaçlıdır, sağından ya da solundan geçmeniz size mesafe kazandırmaz veya kaybettirmez. Şayet kontrol dubaları bu yarışmada olduğu gibi dubalar hareketliyse siz geçtikten önce veya sonra yerleri farklı olacağından dubaların sağından kişiler için avantaj veya dezavantaj sağlayabilir. Asıl kontrol dubası keskin dönüşün yapıldığı duba olan Fener adasının önündeki dubadır. 

Bu tecrübemle yine bu yıl da dubaların hareket ettiğini görünce, yarışma öncesi Levent Özberk’in ve Necati Sağır’ın yanlarına giderek, direkt adaya yüzüp adanın önündeki şamandıradan döneceğimi söyledim, kendileri de sıkıntı olmayacağını söylediler. Necati abi, ben ve diğer yarışmacılar mayolarımızı giymiş yarışın başlamasını beklerken arkamızdaki komite kurul masasında oturan Levent Özberk’i görünce yanına gidip dubanın sağının solunun farketmeyeceğini yarıştan birkaç dakika önce kendisine tekrar teyit ettirdim.

Yarış başladı, tempom gereği ön saflarda yer tutmuştum ve hızlı başladım, solumda Dursun Saru, biraz önümde Emre Erdoğan yüzüyordu, 10 dakika sonra arkamızdakilerle aramızda 100m’den fazla fark oluştu, ilk 2 dubayı geçtik, önümdeki Dursun Saru’nun 10m, Emre Erdoğan’ın da 25m arkasındaydım, iki sporcu da hem yerel hem de uluslararası alanda birçok parkurda önemli başarılar elde etmiş son derece hızlı sporcular. 3. dubaya geldiğimizde dubaya çok yakın ama dubanın solundan geçmiş bulundum, hem adayı kerteriz alıyor hem de önümdeki 2 yüzücüyü takip ediyordum, onlar da adayı hedef aldıkları için dubanın solundan geçtiler, çünkü tahmin etiğim üzere yarışın başındaki konumuna göre duba biraz daha sağa kaymıştı. Dubayı geçtikten sonra 25-30m bu şekilde devam ettim, yanıma bir zodiac bot geldi geri dön dubanın sağından geç yoksa diskalifiye ederiz dedi, durdum, “onayını aldım sol veya sağ farketmiyor, adaya doğru düz yüzüyorum” dedim, “olmaz dön yoksa diskalifiye ederiz” diye tekrar ettiler, içimden söylene söylene geri döndüm. Dubanın yanına geldiğimde 2-3 yüzücü ile karşılaştım, onları tekrar geçip yoluma devam ettim. Bu geri manevradan ötürü önümdeki Dursun Saru ile aramdaki fark 100m’ye, Emre Erdoğan ile de 150-200m’ye çıkmıştı. Kumluk plajının koyundan çıktığımız için yandan gelen şiddetli rüzgar uzanma, kayma, yüksek dirsekle çekiş gibi teknik unsurları bozuyordu, eski tekniğim olan az kaymalı daha çok kulaçlı tekniğe geçtim, enerji tasarrufu için ayak vuruşlarımı en aza düşürdüm, tabiri caizse şapada şupada kol tekniği ile keyif almadan yüzerek adaya vardım. Adanın orada 2 duba olacaktı, yarış başlarken o dubalar mevcuttu, karadan görülüyordu, dubaların biri rüzgardan uçmuş tek dubaya düşmüş (herhangi bir bilgi veren tekne veya bot yok, yarışma esnasında bunun çıkarsamasını kendim yapıyorum), diskalifiye edilmenin tedirginliği içinde adanın orada olması gereken diğer dubayı aradım, göremedim, tek kalan dubaya iyice yaklaştım, adada bekleyen kişiler vardı, numaran kaç diye bağırarak sordular (varsayalım ben Taiwan’lıyım ve Mandarince konuşuyorum haydi bakalım ne olurdu siz hayal edin – gerçekten de maratonyuzme grubumuzda 2 sene önce Tayvan’lı bir yüzücümüz vardı, İstanbul ve Çanakkale Boğaz yarışmalarına katılıyordu, Datça’ya katılmış olsa vay haline garibin). Numaramı bağırarak söyledim, duymadılar, tekrar bağırdım yine duymadılar, 4-5 kez tekrarladım tamam anladık dediler (doğru düzgün bir sistem olmadığı için doğal olarak anlayıp anlamadıkları da meçhul olabilir düşüncesine kapılarak yüzmeye devam ettim). Dubayı dönüp söylene söylene 3. lük sıramla yoluma devam ettim, anlaşılacağı üzere burada da yaklaşık 20-30sn kaybettim (yarışın başından buyana her anı tam bir rezalet). Hangi yüzyıldayız, basit bir chip sistemi kullanmayı bile beceremeyen bir komiteden ne beklenir. Masraflıysa, sponsor bul; sponsorun yoksa, yapma ve fedakarlıklarla yarışa katılan insanlara da bu rezaleti yaşatma.

Arkama baktım yakında kimse yok, önümdeki Dursun ve Emre ile de aramda 200-300m fark var. Yakalamam mümkün olmaz diye düşünerek tempomu arttırmadan devam ederek yarışmayı tamamladım. 1 saat 16 dakikalık süreyle genel klasmanda 3ncü , 40-44 yaş klasmanında 1nci oldum. Çıkınca Maratonyuzme grubumdaki öğrencilerimi bekledim, sırayla Ramazan, Serhat, Gökhan, İbrahim Abi, Nur, Nazım, Tolga çıktılar, üzerimizi değiştirip fotoğraf çekildik.

Akşamüzeri genel klasman madalyaları verildi, kürsüye çıktığımda aldığım tek şey kup kuru bir madalya oldu, madalyanın arkasında “genel klasman 3ncülüğü” ibaresi dahi yok. Daha da kötüsü, yaş grubunda aldığım 1.clik madalyası ile genel klasmanda aldığım 3. lük madalyası renk farkı hariç birbirinin aynısı, madalyaları eve götürmeye utandım, yarışı izleyen seyircilerden birine verdim. Türkiye’nin tek kış maratonu olan ve oldukça zorlu bir parkura sahip bu yarışmanın genel klasmanına basit bir kupanın bile fazla görülmesi ayıp. Akıl edemiyorlarsa veya bilmiyorlarsa yapmasınlar, bilen birileri gelip yapsın. İnsanın emeğine bu kadar mı değer veriliyor?

Genel klasman madalya töreninden sonra ortam sakinleşince ve insanlar dağılınca, halen organizasyon komitesi masasında oturmakta olan Levent Özberk’in yanına gittim, yaş grubunda birinci olan öğrencim Ramazan da yanımda geldi. Bir daha tekrarlanmaması ve başkalarının mağdur olmaması adına duba meselesini çok kibar bir üslupla kendisine yaşadıklarımı anlattım, bunun bir itiraz değil sadece yapıcı bir öneri olarak algılamalarını tekrar tekrar konuşmamın başında dile getirdim. Levent Özberk’ten aldığım cevap şu oldu: “Sana kimse öyle demiş olamaz, mümkün değil” (o halde ben 1000km yolu yalan söylemek için geldim demek oluyor – normal insan bu cevap karşısında böyle düşünür).

Ben: “Ben yapıcı bir üslupla size olanı anlatıyorum, bu işten bir menfaatim yok, bir daha tekrarlanmaması adına sizinle konuşuyorum, yalan söyleyecek halim yok”.

Levent: “Seni tekne mi çevirdi, zodiac bot mu?

Ben: “Zodiac”

Levent: “Hıığ o demiş olabilir, botlar değil tekneler bizim ekipten, dikkate almasaydın, neden geri döndün ki” (salak muamelesi)

Ben: “İyi de biz nereden bilelim, 15 derece suyun içinde mücadele veriyoruz, bize böyle bir bilgi vermediniz, dubaların dizilişlerinin tuhaf olduğunu görünce tecrübeme istinaden başımıza geleceği hissedip size yarışma başında bir çok kez de teyit ettirdim”.

Levent: “Bak kardeşim SEN (sokak ağzıyla konuşuyor, siz/beyefendi gibi ibareler kullanmıyor) bu yarışmanın kurallarını kabul ederek formu imzaladın, dubanın sağından geç deniyorsa sağından geçeceksin, beğenmiyorsan bir daha gelmezsin olur biter”.

Soğukkanlılığımı koruyarak “peki kolay gelsin” diyerek oradan uzaklaştım…

Oradan ayrılır ayrılmaz Ramazan ile aramızdaki diyalog şöyleydi;

Ramazan: “Hocam ben olsaydım adamı döverdim, iyi sabır varmış sizde” dedi.

Ben: “Ne yapayım Razaman ben size katılmayın beni de alet etmeyin demiştim, Datça yarışı ülkenin en kötü organizasyonlardan biridir demiştim, iş bilmezler organizasyonun başında olursa bu olur, Levent gibinin orada olması değil onu orada hala tutanlarda suç, bunun başıma geleceğini biliyordum, bir özür bile dilemeden gelmeyin diyor, ben de bir daha asla gelmem”.

Gerçekten de başkası olsa eline ne geçiyorsa Levent’in kafasına geçirirdi, hatta kafa göz yarmayı bırakın o adrenalinle sağ da bırakmazdı. 1000 km yol gideceksiniz, 15 derece suda 5km yüzeceksiniz, yüzme sırasında botçuya, adadaki kontrol dubasındaki adamlara meram anlatmaya çalışacaksınız, sadece yarışa katılmakla kalmayıp bu yarışmaya katılmaları için öğrencilerinizi de teşvik edeceksiniz ve gördüğünüz muamele bu olacak. Duba rezaleti bir tarafa, madalya ve kupa düşüncesizliği bir tarafa bir de yarış akşamında alkollü parti meselesi var. Gelelim bu konuya; her şeyden önce bu yarışmaya katılan 18 yaş altında sporcular da var, böylesine işe yaramayan bir şey düzenleyecekleri yere, genç sporcuları teşvik edecek bir kaç yararlı ödül (egzersiz matı, pilates lastiği, su matarası, yüzücü gözlüğü, vb) verselerdi de bir işe yarasaydı, sporun ve sporcunun devamlılığı adına yararlı bir iş yaparlardı. Kimse kalkıp da buna sporcular kaynaşsın diye yaptık diyemez, çünkü zaten sporcular birbiriyle yarış öncesi ve sonrası diyalog kurup sosyalleşiyor, ama o gece bir çok kişi hem bir gün öncesinin yol yorgunluğu hem de günün yorgunluğu nedeniyle “bitse de otellerimize gidip dinlensek” düşüncesindeydi . Gel gelelim, spor ortamında sosyalleşme böyle olmaz, örnekleri mevcut, öğrenmek isteyen araştırır.

Aradan 6 ay geçti, Levent Özberk benden bir özür bile dilemedi. Zaten yüzmemiz kimsenin umurunda da değil, bunu kabul ediyoruz, bari laflarını bilsinler ya da sessiz kalsınlar ki karşıdan efendi sansınlar.

Sonuç olarak; bu tarz bir yarışmalarda kaçıncı olduğunuz değil, insana verilen değerdir ve yüzme dostlarımızla beraber mutlu olmaktır önemli olan, çoğumuz ne için yüzüyoruz? öncelikle mutlu ve sağlıklı olmak için değil mi? 1982’den beri(35 senedir) kulüplerde yüzüyorum ve 1995’den beri (22 senedir) de antrenörlük yapıyorum. Bugüne kadar binlerce sporcu yetiştirdim, hem okul hem de iş yaşamımda ara vermeden spora devam ettim ve çevremdeki birçok kişiyi yüzmeye başlattım, bu sporda biraz da olsa ben de söz sahipliğini hak ettiğimi düşünüyorum. Datça, İstanbul ve Çanakkale Boğaz, Meis-Kaş yarışı gibi bir çok yüzme yarışını yarış yaparak bugünlere getirenler bizleriz, bugün varsalar sayemizde varlar. Levent Özberk gibi, sporla alakası olmayan, insanların huzurunu bozan, emeğini hiçe sayan, ne dediğini bilmeyip mutsuzluk yaratan kişiler komiteden çıkartılmadan Datça Kış Yüzme yarışmasına bir daha da katılmam. Öğrencilerimi ve çevremdeki diğer yüzme dostlarımı da katılmamaları konusunda uyaracağım.

Datça maratonundan geriye kalan güzel şeyler:

  • Öğrencilerimle geçirdiğim yolculuk ve yarışmanın ertesi günü hep beraber Palamutbükü’e gezi yapmamız.
  • Ödülümü veren Datça Liman Başkanı Yaşar Binboğa ile tanışmam. Kendisine ödül törenimde bu konuyu kısaca anlattım, “Boş ver sen Levent’i bizler buradayız, seni seneye tekrar bekleriz” demişti.

Şunu unutmayalım, amatör ruhla, vakit ve nakit harcayarak, ailesinden veya sevdiklerinden zaman çalarak spor yapan kişiler olarak bizler kendi emeğimize değer vermezsek kimse vermez, üstelik üzerine bir de andavallılar tarafından tersleniriz. Bu yarışa 2013 yılında ilk kez katıldığımda yarışmadaki anormallikleri görüp o tarihten beri katılmamıştım, bu yıl öğrencilerimin ısrarı üzerine katıldım, ve gördüm ki tarih gerçekten de tekerrürden ibaretmiş. Balık baştan kokar, Levent Özberk gönderilmeli.

Sağlıcakla kalın,

Emrah Özsevim